Blog

  • Linux ve Özgür Yazılım Şenliği 2009

    Linux ve Özgür Yazılım Şenliği

    * Linux Kullanıcıları Derneği tarafından yılda bir kez düzenlenir.
    * Türkiye’de Linux ve Özgür Yazılım ile ilgili herkesin buluşma yeridir.
    * Toplumun her kesimine uygun düzeyde, tanıtıcı ve teknik seminerler yapılır.
    * Kamu kuruluşları ve özel sektörden ilgili şirketler stand açar, ürün ve hizmetlerini tanıtır.
    * Ziyaretçiler ücretsiz Linux CD’leri elde edebilir, getirecekleri bilgisayarlara konunun uzmanı gönüllülerin yardımıyla Linux kurabilirler.
    * Oyun turnuvası, hazine avı gibi oyunlarla bir yandan öğrenirken bir yandan da eğlenceli zaman geçirilir.

    Kimler katılmalı?
    * Linux kullanıcıları
    * Linux kullanıcı adayları
    * Linux ve Özgür yazılım meraklıları
    * Üniversite öğrencileri
    * Bilişim sektörü çalışanları

    Ben neden katılayım?
    * Linux’a ve özgür yazılıma ilgi duyuyorsanız…
    * Bilişim sektörünün uzmanlarıyla tanışıp, soru sormak istiyorsanız…
    * Bilgi teknolojilerindeki son gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız…
    * Konunun uzmanları yardımlarıyla bilgisayarınıza Linux kurmak isterseniz…

    Ne zaman? Nerede?
    * 17 – 18 Nisan 2009′da, İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde.

    Kaç para?
    * Ücretsiz!
    * Kayıt gerekmiyor.

    Oraya nasıl giderim?
    * Açık Adres: Kurtuluş Deresi Cad. No:47, Dolapdere – İstanbul
    * Etkinlik süresince Taksim Atatürk Kültür Merkezi önünden İstanbul Bilgi Üniversitesi saat başı servisleri bulunmakta.

    http://senlik.linux.org.tr/2009/

    Bu bilgileri İnternet sitesinden aldım. Biraz da ben bilgi vereyim bunlara ek olarak. Yaklaşık 6 aydır yarı-zamanlı( o da nasıl oluyorsa artık) olarak Pardus kullanıyorum. Daha ayrıntılı bilgi alabilmek, daha yararlı şeyler öğrenebilmek, sektörü ve uygulamaları görebilmek için ben de katılıcam. Bir sebebi daha var ki o da benim de Bilgi Üniversitesi öğrencisi olmam. Yani biraz da elimin altında diye katılıyorum. Ayrıntılı bir program daha yok maalesef. Kimlerin katılacağı ve hangi konuda konferans verecekleri belli, ancak yer ve zaman belli değil. Umarım en kısa zamanda o da açıklanır da tam bir program yapabilirim.

    Ayrıca ulaşmak isteyenlere bir önerim daha olacak. Servisler 20 dakikada bir taksim AKM’nin önünden Dolapdere’ye, 15 dakikada bir de santrale hareket ediyor. Santralistanbul yazılı arabalara binseniz bile Dolapdere kampüsünde inebilirsiniz yani. Servisler tamamen ücretsiz ve elinizi kolunuzu sallaya sallaya binebilirsiniz. Ben bekleyemem derseniz AKM’nin önünden taksiye binip “Bilgi üniversitesi” dediğinizde max 5 liraya gidebilirsiniz, 2 3 kişi binerseniz sakız parasına gelir yani:) ayrıca ayrıntılı servis saatleri için bkz. http://www.bilgi.edu.tr/pages/newsAndAnnounceMents.asp?id=2361&r=04%2E04%2E2009+15%3A58%3A54

    Orada yemek yemek isterseniz de giriş katında olan kantini değil, en alt kattaki kantini tercih etmenizi öneririm(giriş kapısından devam edin düm düz, oradan yeni binaya geçin köprüden-ki sorarsanız gösterirler- ve oradan en alt kata inin. Hem lezzet, hem çeşit, hem de fiyat olarak daha uygundur;)

    Bilgisayar kullanmak isteyenler için de giriş kantininin iç tarafında, kütüphanede, ve kütüphanenin yanındaki merdivenlerden aşağı indiğinizde hemen arkanızdaki sınıfta bilgisayarlar vardır. Cuma günü öğrencilerin olması sebebiyle kalabalık olsalar da cumartesi günü boş olacağını tahmin ediyorum.

  • Açıköğretim Sınavları..


    Deli miyim neyim bilmem, ne dürttü onu da bilmiyorum, ama okulun en zor olan son senesinde kendimi bir de açıköğretim stresi içine attım! Bir diploma neyime yetmediyse artık..

    Olay aslında şöyle. Üniversiteye girdiğim ilk sene şans eseri duydum ki, bir üniversitede okurken başka bir sınava girmeden açıköğretimden istediğin bölümü okuyabiliyormuşsun. Buna da “İkinci Üniversite” diyorlarmış. 2. sene başlarım o zaman dedim. 2. yıl çok geç aklıma geldiğinden tarihi kaçırdığımı fark ettim. 3. sene ise sadece 1 gün ile başvuruyu kaçırdım. Ama son sene inat ettim, 1 yıl önceden ajandama kaydettim. Ve en sonunda son senemde amacıma ulaşıp, 2. üniversiteye başladım.

    Normalde psikoloji okuyorum. Ama son zamanlarda psikolojiden soğuduğumu, daha doğrusu yıllardır istediğim klinik psikolojinin hiç de sandığım gibi bir şey olmadığını fark ettim. Bu fark ediş, yeni arayışlara soktu beni. Bu sebepten de 2. üniversite olarak Halkla İlişkiler’i seçtim. Sanırım kariyerim de bu tarafa doğru kayıyor şu anda.

    Bu kadar özel bilgiden sonra asıl can alıcı nokta ise açıköğretim sisteminin beni nasıl vurduğu. Sınavları 2 gün içinde yapıp bitiriyorlar. Mesela şu anda 8 ders alıyorum, cumartesi 1, pazar 1 olmak üzere toplam 2 oturumda 8 sınav olacağım anlamına geliyor bu. Ömrü hayatınca ders çalışmamış, dersi derste dinleyip başarmış biri olarak oturup saatlerce kitap okumak beni tek kelime ile öldürdü. Bu seneki vizeler 4-5 nisan 2009 tarihinde yapılacak. Yani yarın ilk sınavıma giricem. Fakat 2 gün önce ders çalışma dümemin tamamen kapandığını hissettim. Son iki gündür çalışmayı bırakın, kitap kapağını dahi açamıyorum. Zaten 2 dersi de hiç başlamadan yok saydım.

    Açıköğretim’i kolay sayıp küçümseyenlere sesleniyorum: Ben bunca şey yaptım, bu kadar zor bir çalışma şekli görmedim. Bundan sonra birini açıköğretim okudu diye küçümseyen olursa karşısında direk beni bulur!

    PS: Eğer ölmez de sağ kalırsam pazartesi günü sınavlarla ilgili de yazıcam..

  • Wanted!

    İş arıyorum. Hem de ciddi ciddi iş arıyorum. Öğrenci halimle bu kriz beni teğet geçemedi maalesef. Dalış paramı çıkarmayı bırak, yemek paramı çıkartamıyorum artık. Kredi kartımın bir avuç olan limiti de hemen doluyor üstelik. Bu durumda iki seçenek var: Ya zengin bir koca veya sevgili bulacağım, ya da iş. Şimdilik ikincisini tercih ediyorum. Zorda kalırsam birinciye de dönebilirim ama.. Hemen gerekli bilgileri veriyorum o zaman:

    Bir kere gencim, daha 22 yaşının ilk günlerini geçiriyorum, yani enerji doluyum. Dişi insan özellikleri taşıyorum, öyle çok ağır erkek işleri ile uğraşamam yani. Psikoloji son sınıf öğrencisiyim. Aynı zamanda açık öğretimden Halkla İlişkiler okumaktayım. okumuş insanım yani, hem de psikoloji, insan ilişkileri yani. Lazım olursa B sınıfı ehliyetim bile var(Hiç ceza almamış, bayandan temiz ehliyet)

    Daha önce bir ajansta stand hostesliği yaptım, bu konuda deneyimliyim, ve güzel olduğumun da kanıtı bu sanırım(çok güzel olmasam da eli yüzü düzgünüm en azından, gelmeyin üstüme). Yabancı dil tercihimi ingilizceden yana kullanırım, ama isteyene türk işaret dili de bilirim yani. Bilgisayardan, Office’den anlarım, faks çekemem ama, ömrü hayatımda görmüşlüğüm de yoktur zaten.

    Tüplü dalış yaparım, yelken yaparım, canım sıkılırsa sinemaya falan giderim.Okulda NODO( Madde bağımlılığını engelleme kulübü)(Üye, sayman) ve BilgiSAT(Su altı topluluğu)(Başkan Yardımcısı) kulüplerinde aktif görev alıyorum. Her aya bir turu organize etmek ve organizasyon sorunları ile başa çıkmak gibi tecrübelerim de var yani.

    Ne iş olsa yaparım abi demiyorum, ama yapabilirliğim de var. Yalnız, okuduğum için ya hafta sonu ya da freelance çalışırım. Yine stand hostesliği, promosyon veya el ilanı dağıtımı gibi işler yapabilirim. Evden veya başka bir yerden freelance olarak yapılabilecek veri girişi gibi bilgisayar üzerinden işler de yapabilirim. Psikoloji, Halkla İlişkiler ve İK alanlarından da her türlü çalışma ve staja açığım.

    Bilgilerinize arz ederim, mucx

  • Faili Meçhul!!

    Durun durun hemen korkmayın. Bu ülkede faili meçhul deyince hep kötü şeyler akla gelir, doğru, ama bu sefer iş başka. geçenlerde bir tanıdık vasıtasıyla çok hoş bir oyun buldum. Fazla yorum yapmadan kendi sitelerinden aynen aktarıyorum..

    Hadi bir oyun oynayalım 🙂

    Adı da “Faili Meçhul Kıyak” olsun. Veya “FMK Hareketi!”

    Ufak şeylerle insanları mutlu ederek mutlu olmak… Hem de anonim biri olarak!

    Tanımadığımız birilerine ufak bir iyilik yapıyoruz ve o kişi bunu kimin yaptığını bilmiyor. Çıkar düşünmeksizin kıyak yapmak ve o kişinin mutlu olmasını sağlamaktan söz ediyorum.

    Bir yıl önce ‘Nefesimi Kesecek Anlar‘da paylaştığım isteklerden biri olan bu fikri daha sık yapmak istediğimi bir arkadaşıma söyleyince; “Oo Tunç, sen ‘Amelie‘ ya da ‘İyilik Bul İyilik Yap‘ filmlerini izlemedin mi?” dedi. Ben de oturdum izledim Amelie’yi. Evet fikir aynıydı gerçekten ancak beni yıldırmadı daha önce yapılmış olması.

    Bu öylesine bir oyun ki, çok kişi oynamalı deyip sizlerle de paylaşmak istiyorum.

    Sonra nette biraz araştırınca bu fikrin farklı uygulamalarına denk gelsem de, benim kafamdakine en yakını bile kendi sitesinin reklamını yapıyordu. Oysa bu, her şeyi ile anonim olunca daha güzel.

    Neyse, şimdi oyuna geçelim.

    Yaratıcılığa son derece açık. Önce bir kartımız var, ondan bahsedelim.

    Faili Meçhul Kıyak

    Basitçe tasarlanmış bu kartın sekiz adetini bir A4′e yerleştirdik. Dilerseniz bu A4′ü basıp sekiz tanesini aynı anda elde etmek mümkün. [Standart yazıcılar keşke lamine baskı da yapabilse!]

    Kart oyunun bulaşıcılığı ve devamı için gerekli. [Bir de “Aa bak birisi burada ne unutmuş” denmemesi için!] Kime, ne zaman, hangi şartlarda bir kıyak yapacağımız da zaten belli olmaz. O yüzden bunları kesip cüzdanda taşıyoruz 🙂

    Şimdi ilk etapta aklıma gelen birkaç fikir:

    * Köprü gişesinde arkadaki arabanın parasını vermek ve hızla uzaklaşmak. Gişe görevlisinden kartı arkadaki arabanın şoförüne vermesini rica ediyoruz.
    * Yaz sıcağında kalabalık bir belediye otobüsünün içinde buz gibi bir kasa kolayı unutmak (kartlar kolalara iliştirilmiş.)
    * Uzun yıllar bakımsız kalan bir mezarı temizlemek ve çiçek dikmek. Kartı mezara bırakıyoruz. Oradan geçen birilerinin belki dikkatini çeker.
    * Karta ataçlanmış 10 TL’lik bir banknotu yolda düşürmek.
    * Birinin posta kutusuna gelen elektrik veya su faturasını alıp, ödemek. Sonrasında faturayı makbuz ve kartla beraber posta kutusuna geri koymak.
    * Haftalardır pis kalmış bir arabayı gece yıkamak ve sonrasında kartı sileceğe iliştirmek.
    * Vapur iskelesinde veya metroda turnikelerden birinin üstüne karta ataçlanmış bir jeton bırakmak.
    * Sipariş verdiğimiz (bir alana ikincisi bedava) pizzayı komşumuzun zilini çalarak kapısına bırakıp kaçmak (kart pizza kutusunun içinde.)
    * Apartmanda kapı önlerine konan çöp torbalarını kapıcıdan önce toplamak ve kartı kapıcının oturduğu evin kapısının altından içeri atmak.
    * Görme engelli bir kişiye, yolda ona etrafındakileri anlatarak yardımcı olmak. [Bunu Amelie filminde gördüm!] Kartı o kişinin cebine atıyoruz. Belki bir yakını bulup okur sonradan ona.
    * Desteğe muhtaç (lösemili çocuklar gibi) bir derneğin kapısına sabaha karşı içi oyuncak dolu bir sandık bırakmak (kart sandığın içinde.)
    * Otomat, ankesörlü telefon veya atari salonlarındaki oyunlara karta ataçlanmış bir jeton bırakmak.
    * Bakımsız bir bahçeyi tertemiz yapıp ortasına iki çiçek dikmek ve kartı sonradan çiçeğe bağlamak.

    Bu örnekleri çoğaltmak mümkün tabii ki. Siz de aklınıza gelenleri burada paylaşırsanız mutlu olurum.

    Ben ilk kartları kesip cüzdanıma koydum. Gördükçe hatırlamak adına bile faydası olacak.

    Ne kadar heyecanlanırım, sadece üç kişi bile bu oyunu oynadığını buraya yazsa. Yoksa ‘Bedava Kucak‘ olayına benzer bir beklentimiz yok tabii ki.

    Veya pardon, neden olmasın ki… Hadi abartalım; bu kartlardan birinin yarın dönüp dolaşıp (ve hala sağlam kalıp 🙂 bize ulaştığını düşünsenize…

    Kelimelerin yetersiz kaldığı… hatta nefesimizin kesildiği an olmaz mı o an?

    Fikir Atölyesi