Kategori: Blog

Ne yaşıyorsam kendime yaşıyorum..

  • Kalbimi kırdın D&R !

    Geçen gün Taksim D&R’da dolaşırken bir anda çok heveslendim, kitap almak istedim. Oturup 3 5 kitap karıştırdım. En sonunda 5’ini almaya karar verdim. Ama sonra aklıma geldi ki İnternet sitesinde daha ucuza geliyor, aradaki karım da kargo parasını haydi haydi karşılıyor. Elimdeki kitapların listesini çıkartıp eve geldim.

    Yıllardır Ideefixe’den alırım kitaplarımı. Siparişimin ertesi günü kargoya verilir, en geç 3 gün içinde de elimde olur kitaplarım. Ama bu sefer D&R kartım da puan toplasın diye oradan alayım dedim. Siparişimi geçen hafta Cuma günü, öğlen saatlerinde verdim. Sonra siteden sipariş durumumu kontrol edeyim dedim. Ideefixe’den alışmışım, mail bile yollardı şu durumda diye. Sipariş sayfasında bilgilerin yarısı gözükmüyordu. Ayrıca kargodan takip edebilmem için kodu da vermemişlerdi. Kargonun İnternet sitesinden de takip edemedim.

    1-5 gün içerisinde kargoya verilir siparişiniz yazıyordu, hakikaten de dediklerine uydular, 5. günün sonunda kargoya verdiler kitapları! Sağ olsun kargom (Yurtiçi Kargo) hızlı da sabah 9 da arayıp kitaplarımı getirdiler. Bu sürede Ideefixe’den kitaplar gelirdi de, ben 2sini bitirmiş olurdum da…

    Bununla da bitmedi üstelik. Normal kitap boylarında idi kitaplarım, gelen kutu ise 10’larca kitap alabilecek büyüklükteydi. Neyse dedim, belki farklı bir sürpriz koymuşlardır içine. O büyük kutunun içinden 1 kutu daha çıktı. Araya da kocaman karton koymuşlar boşluğu kapasın diye. Dedim biri kargonun, biri de D&R’ındır herhalde (Ideefixe eskiden öyle gönderiyordu, artık kağıttan tasarruf kendi kutusuyla gönderiyor sadece) dedim. Kutuyu açtım, ve “hiçbir şey” ile karşılaştım! Ne olduğunu anlamaya çalışırken kutuyu kaldırdım ve aradığımı en sonunda gördüm. Benim kitaplarımı 1 poşet içine koyup en büyük kutunun dibine koymuşlar ! Bu kadar kutu, bu kadar karton, bu kadar kağıt.. Küresel ısınma veya çevre kirliliği, geri dönüşün gibi şeyler duymamışlar sanırım.

    Dağ fare doğurdu tam olarak, haftada en az 3 kere gittiğim D&R’a bütün sıcaklığımı kaybetmiş gibiyim..

  • Dostlar dostlar..

    Ne çok özlemişim yazmayı.. Kafam inanılmaz dolu, boşalması lazım. Aslında yazmak için sınavların bitmesini bekleyecektim. Ama bugün bir istisna oldu. En zor sınavlarımdan birini çok iyi bir şekilde verdim.

    Ders Türk İşaret Dili dersi. Senenin başında büyük bir istekle almıştım. Herkes bu konuda bir istek duyar tahmin ettiğim kadarıyla. Sağır insanlarla konuşabilmek çok güzel bir his çünkü. Üstelik bölümümü de düşündüğümde konuşamayan ve duyamayan insanlara psikolojik destek vermek çok hoş bir duygu olacaktı. Ancak ben bölümümden de soğuduğum gibi bu dersten de soğudum. Vize sonrası hiç derse girmedim, oysa tahmin edilebildiği gibi görsel bir dil ve derse girmek zorundaydım. Ama final inanmayacağım kadar iyi geçti. Öğrendim ki vize de iyiymiş, oh yani:)

    Başlıkta değindiğim ayrıntılara gelmek istiyorum. Bugün uzun zamandır görüşmediğim dostlarımla görüştüm. Şans eseri onlar da gelmişler okula. Dost kavramı apayrı bir şey.. Uzun zamandır görüşmeyince hele daha iyi görüyorsun.. Bir de mezun oluyoruz ya, belki de son görüşmelerimiz.. Özledim ve özleyeceğim sanırım..

    Şu anda da Tamirane’de oturmuş arkadaşlarımla içiyorum. İşte hayat bu diyorum ve dostların değerini vurguluyorum…

    Tamam kabul ediyorum, daldan dala bir yazı oldu ama kafam da bu yazı kadar daldan dala durumlarda…

  • StarBucks Mı Dedin?..

    Dün Taksim’e gittim. Maksat gezmek, yemek, içmek, eğlenmek.. Bir de Postcrossing hadisesi için PTT’ye gitmem gerekiyordu. O da tadilat dolayısıyla Tünel’e yakın bir yere taşınmış. Yolda giderken sağda Starbucks var. Neyse işte, ben pür neşe gidiyorum, birden yandan bir ses geldi. Starbucks’ta en önde oturan iki bayan, kahvelerini içiyorlar “elit”lerle “sıradan”lar arasındaki o paravanın arkasında. Yanlarına bir dilenci yanaştı, bir şey istedi. Ama onların “elit” olduğunu bildiğinden herhalde gayet kibar ve sessiz bir şekilde söyledi söyleyeceklerini. Kadınlar da pek tepki göstermediler işin aslı. Sonradan öğrendiğimize göre sadece 1 sigara istemiş kadınlardan.

    Ama tam o sırada içeriden dışarıya doğru bağırarak bir adam fırladı. Adamı gelişine iterek yere yuvarladı ve vurmaya başladı. Arada küfürlerini de eksik etmiyordu. “Ben sana buralara uğrama demedim mi?” gibilerinden bol bol bağırdı çağırdı. “Sıradan” olanı “elitist” kısımdan uzak tutmak istediği kesindi.
    Ama beklemediği bir şey oldu. Bir anda etrafını “sıradan”lar sardı. Yerdeki adamı kurtarıp kaldırdılar, güvenliği çekip sakinleştirmeye ve adamdan uzak tutmaya çalıştılar. Herkesin amacı dilenciyi kurtarmaktı. Güvenliğin beklemediği bir şey daha oldu ama. “Elit”ler de şiddeti hoş görmemişlerdi ve güvenliği onlar da engellemeye çalıştılar. Tabi kendi yöntemleriyle, oturdukları yerden seslenerek, ama olsun..

    Starbucks kendi elitliğini koruyabilmek için bir hareket yaptı. Amacı kendi yanında gördüklerinden artı puan almaktı, ama hem onlardan hem de diğerlerinden eksi puan aldı. Reklamın iyisi kötüsü olmaz mı sizce de acaba?

  • Ordan Burdan Şurdan

    Uzun zamandır yazamıyorum. Dersler, projeler, odanın tadilattı derken İnternet’e ya mailleri kontrol için girdim ya da hocaya ödevi atmak için.. Dünkü sunumumun ardından artık rahat ve mutluyum(en azından 3.5 hafta boyunca). Ama bu arada yazmak istediğim o kadar çok şey oldu ki.. Bazılarının yazılmasının anlamı bile kalmadı.

    Örneğin 1 mayıs! Bir devrimci kızı olarak son 2 yıldır “aman gazdan az etkilensin bari” diyerek izliyordum görüntüleri . Bu sene biraz daha rahattım çünkü beraberlerinde Avrupa’dan gelen kişiler vardı, polis cesaret edemez bir şey yapmaya dedim. Hoş, polis yine de pek umursamadan onları da gaz içerisinde bıraktı ama olsun. Bu kişiler sayesinde saygıdeğer emniyet müdürümüz “makul sayı” açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Sabah erkenden kalkıp, yine babamı gözleyerek, görüntüleri izledim. Ve o an, taksim simit sarayının önünü gördüğümde, meydana doğru koşmalarını izlediğimde, o sevinç gösterilerini gördüğümde.. Yumruklar havada, işçi marşını söyleyerek, ölenlerin anılması.. Hepsini gözlerim dolu dolu izledim. Acaba dedim, olur mu acaba, tekrardan taksim olur mu acaba. O sırada aklıma yine 77 mayısının görüntüleri geldi, içimi korku kapladı. Neyse ki sağ salim her şey bitti. Umarım bu bir adım olur, umarım 1 Mayıs’ın asıl kutlaması olarak o meydanda önümüzdeki senelerde halay çeken insanları daha güzel şekillerde izleriz.

    Başka.. Mesela dün otobüste bir amca ile karşılaştım. Otobüse bindiği ilk andan inene kadar olaydı. Başta kendi kendine söyleniyordu, ama uzun süre dayanamadan sağa sola laf etmeye başladı. Dayanak noktası da “İstanbullu olmak!” Yalnız amcanın şivesinden de anlaşılacağı gibi kendisi İstanbullu değildi. İstanbul’a yıllar önce gelmiş, üzerinde İstanbullu olma! baskısını yaşamış, bunu o kadar benimsemiş ki herkese laf etti. Bir gence ” Sen bana laf söyleyemezsin, sen kimsin, adam değilsin, adam olmayanı kaale bile almam” dedi. Sonra sakin yaşlı bir amcanın yanına yanaşıp sataşmalarına devam etti. Amca, Adana şivesi ile haklısın gibilerinden laflar edince, başta yaşına hürmet gösterdiği kişinin aslında “İstanbullu” olmadığını görüp bu sefer ona çıkıştı “seni kaale almam” diye. Onu sakinleştirmeye çalışan, haklısınız diyen bir kadına da “Hanımefendi ol, İstanbullu ol azıcık” dedi. İnerken de son postayı şoföre atıp “Açsana kapıyı inecek var” diye kızdı, ama şoför durağa bile girmemişti.. Umarım bir daha “İstanbullu” görmem diyerek hızlıca uzaklaştım oradan..

    Daha çoook yazmak istiyorum.. Daha çok zaman yaratarak yazmaya çalışırım bundan sonra.