Sis

sadece uzansam
uzansam kollarına
sadece yıldızlar olsa üzerimizi örten
hafif bir rüzgar
belki bir kaç ateş böceği
çam ağaçlarının altında
belki de sisli bir boşlukta
kimsenin bizi tanımadığı yerlerde
ya da sadece mavi bir koltukta

uyanmadan
uyanıp da görmeden
sonsuz boşluğunu..

Kapat benim

Sayfalar arasında kalayım

Kuruyayım aşkın ile

Kokum sinsin sayfalara

Ama açtığında dağılırım yavaşça

Ama kokum kalır sayfalarında

Ve yavaşça dökülürlen

İzim hep seninle kalır

Ufak bir koku olarak hayatının sayfalarında

Hava

Nefes alamazsın bazen

ağzından giren şey oksijen değil sanki

ya da ciğerlerine ulaşamıyormuş gibi

için acır, gittikçe artarak

kaçar gidersin

atarsın kendini sokaklara

sanki orada daha çok hava var gibi

ama yetmez

denizi izlemek bile yetmez

üzerinde olmak istersin

mesela boğaz köprüsünde

belki orada hava vardır

ya da iki mavi arasında

deniz ve gökyüzü arasında

havada

uçarken

Gün Doğmadan

Bir kere gün doğmadan çıktım yola
daha uyanmamıştı bir kişi bile
güzel rüyalarında sevdikleriyle
bir masal alemindeydi herkes

Bir kere gün doğmadan çıktım yola
boş sokaklarda sadece rüzgarın sesi
şehrin kollarına bıraktım kendimi
kokusunu içime çeke çeke gittim yollarından

Bir  kere gün doğmadan
sadece ben ve o vardı
bir de boğaz vardı ikimizin yanında
yorganıyla örtünmüş gibi

Ve gün doğdu sonunda
tam bulutların üzerinde giderken
burnumda iyot ve orman kokusu
yeni uyanan mahmur güzel gibi
ışıl ışıl baktı bana

Ve ben
tekrardan
aşık oldum ona

Yeni Şehrin Özlemi

Aşk yeni bir şehirle tanışmak gibidir. Her adımı, her noktası ayrı bir heyecandır. Her saniyesi bir yeniliktir. İnsanı içine çeker adım adım, nefes nefes.

Önce küçük adımlarla başlarsın, korkarsın bir anda ondan. Kendini güvensiz hissetsen de geri dönmeyi de istemezsin. Her sokağını tek tek dolaşıp havasını içine çekmek istersin. Her köşe başında ayrı bir heyecan yaşarsın. Bazen kötü noktalarla da karşılaşırsın, ama onlarla baş etmeyi öğrenirsin. Ya o noktadan bir daha geçmezsin, ya da o noktayı düzeltmek için uğraşırsın. Gece sokakları bir başkadır, gündüz bir başkadır. Rüzgarı bile başka eser. Tanımadığını hasta bile edebilir o rüzgar. Sıcak, sevecen davranır ama bir anda buz gibi gelir, çarpar ayazı. Hazırlıklı değilse yıkar insanı, dayanamaz. Ama ona da uyum sağlanırsa hiç bir dert kalmaz arada.

Ama bir süre sonra o şehir de tanıdık olur insan için. Biliyordur sokaklarındaki çukurlar, köşe başlarındaki çocukları, havasını, suyunu. Eski heyecanını vermez olur bir yerden sonra. Aynı şeyleri yaşadığını hissedersin. Artık “yeni şehir” değildir senin için, sıradan bir yerdir. Tekrar eski heyecanları aramaya çalışırsın. Farklı bir gözle bakmaya çalışırsın. Bazı şehirler vardır ki sana sürekli yeni tatlar sunar, bazılarıysa bitti der bir yerden sonra. İşte o noktada yeni bir şehre gitmenin, yeni bir heyecanın içine girmenin gerekli olduğunu bilirsin.

Ve bir bavul, bir sırt çantası alıp, belki de her şeyi geride bırakıp yeni bir şehre doğru yol alırsın. Son kez döner bakar mısın arkana belli olmaz. Bazı şeylerin geride bırakılması gerektiğini bilirsin çünkü. Geriye dönüp bakmak bazen istemeden de olsa orada kalmaya sebep olabilir.

Sessiz

Sessiz bir dünyanın kapılarından içeri adım adım giriyorum
bu soğuk İstanbul gecesinde
yalnızım her  zaman olduğu gibi,
Kokun yine hasretliğimi hatırlatıyor soğuk gecede…
kolların olmasa da
olamasa da yine de…
Hayalin benimle birlikte,
resmin karşımda…
İstanbul soğuk
ben soğuk
Ben sensiz…

Sadece

kollarına uzanıp sadece kokunu çeksem içime
sadece sen ve ben
kapasam gözlerimi
uzak diyarlara gitsem
bir sen
bir ben
olmasa kimse
kimse üzmese bizi
kokun olsa içimde
kokun olsa benimle
bırakmasa beni
gözlerinden uzak kaldığımda bile
açsam gözlerimi
kollarında yine
sadece gözlerini görsem
bana bakan
beni gören
beni seven gözlerine
kaybolsam içinde
unutsam her şeyi
sadece sen
sadece ben