Sis

sadece uzansam
uzansam kollarına
sadece yıldızlar olsa üzerimizi örten
hafif bir rüzgar
belki bir kaç ateş böceği
çam ağaçlarının altında
belki de sisli bir boşlukta
kimsenin bizi tanımadığı yerlerde
ya da sadece mavi bir koltukta

uyanmadan
uyanıp da görmeden
sonsuz boşluğunu..

Erdal mı Zekeriya mı?

20’sinde bir asker, daha çocuk, daha toy.. Hayata daha yeni atılmış, atılabileceği en karışık zamanda. Ankara’da bir olaya polis karışmak istememiş, askeri öne atmış. Çıkan kargaşada bir el silah sesi. Daannn.. Sırtından giren kurşunla hemen orada ölen genç bir çocuk. Hayalleri olan, sevdiği olan, annesinin korkuyla terhisini beklediği bir çocuk. Hayatının baharında kalbine giren bir kurşunla ölen “çocuk”..

17 yaşında, daha lise öğrencisi başka bir çocuk. Daha ilk aşkını bile yaşayamamış belki. İlk sigarasını omuz omuza kavga ettiği arkadaşlarıyla içmiş. Hiç yere öldürülen arkadaşlarının adını haykırmak için toplanmışlar. Çıkan kargaşada bir el silah sesi duyulmuş. Daannn.. Arkadaşlarıyla toplanıp karakola götürülmüş ve katil olduğu söylemiş. Adli tıptan yargı mensuplarına kadar herkes suçsuz dese de asılmış bir çocuk. Daha 17’sinde. Daha yolun başında, boynuna geçirilen bir ilmekle ölen “çocuk” ..

İnandığım görüşleri sonuna kadar savunsam da hiçbir zaman “fanatik” olmadım, olamadım. Olanları da anlayamadım. Aksini gösteren tüm raporlara ve yargıtayın kararı 2 kere bozmasına rağmen asılan Erdal’a üzüldüğüm kadar, belki de (!!) bir arkadaşı tarafından öldürülen ve Erdal’ı suçsuz yere asmak için “kullanılan” Zekeriya’ya da üzülemez miyim?

Çocuklarınızı İnternet’te korumayı düşüneceğiniz kadar ifade özgürlüğünü de düşünün, kadın hakları yürüyüşlerindeki destekçi erkekleri kovacağınıza onlarla nasıl güçlenebileceğinizi düşünün, başörtüsünün özgürlüğünü savunurken alkol almanın da bir özgürlük olduğunu hatırlayın..

Yıllar sonra penaltının doğru bir karar olup olmadığı tartışılmaz, maçın 1-0 bittiği söylenir sadece. Bazı şeyleri fanatikçe savunmadan önce açın bir araştırın, o penaltı doğru mu gerçek mi diye, o penaltı için biri bacağını mı kırmış yoksa sırf göstermelik kendini yere atıp kıvranmış mı..

(Teoman’ın akrabası olan Erdal Eren ve Zekeriya için yazdığı parça)

(Grup Yorum’un Erdal için parçası)

(Ve son noktayı Sezen Aksu koysun)

Android kullanan erkek daha mı çekici?

Geçen gün oturmuş muhabbet ederken konu döndü dolaştı teknolojik oyuncaklara geldi. Bir grup kadın olarak konuyu çevirip erkeklere bağlamayı da bildik elbette 🙂

Gruptan çıkan sonuca göre;

  • iPhone kullanan erkek havalı görünmeye çalışan telefonun diğer özelliklerine dikkat etmeyen kişiler. Sevgililerini de rahatlıkla daha güzel ya da daha popüler birini bulduklarında değiştirebileceklerinden güvenilmezler.
  • Blackberry kullanıcısı erkek büyük ihtimalle şirketin verdiği telefonu kullanan bir işkolik. Özel hayatıyla iş hayatını ayırıp kendine telefon almıyorsa sevgilisine de düzgün vakit ayıramaz.
  • Android kullanıcısı erkek ne kullandığını iyi bilen, çok araştırmış ve incelemiş, sorunlarla da başa çıkabilecek kadar sabırlıdır. Sevgilisini de iyice inceler seçer ve bu yüzden de daha az sorun yaşar, çok sever ve kaprislerine daha kolay katlanır.

Bu sebeplerden en iyi sevgili modelinin, Android kullanıcısı erkekler olduğuna karar verdik 🙂

2 dakikalık kahve muhabbetinde biz bunları çıkardık ama ben diğer insanların ne düşündüğünü merak ediyorum. Örneğin erkekler, kadınların telefonundaki işletim sistemi hakkında ne düşünüyor? Kadınlar, sizce bu tespitler doğru mu? 🙂

Abercrombie and Fitch Models

Görsel kaynağı

Hatta bir de videosu 😉

Ayrıntılar önemlidir

Bir ürün ortaya çıkarırken her ayrıntıya, hatta aklınıza gelmeyecek ayrıntılara bile dikkat etmek gerek. Steve Jobs bir telefon ortaya çıkarırken kutusunun dizaynına bile neden dikkat ettiğini hiç düşündünüz mü?

Nova süt markasını duymuşsunuzdur. Diğer süt kutularından farklı bir renk ve kutu dizaynı ile dikkat çekmeye çalışsa da bir şeyi gözden kaçırmış.

Süt reyonunda göz hizasındaki iki raf önemlidir. Diğer raflar ya başkasından ürünü uzatmasını isteyeceğiniz kadar yüksek (malum türk kadınının boy ortalaması..) ya da yerlere oturmanız gerekecek kadar alçak.

Nova’nın 1 litrelik güzel, havalı ve farklı kutularıysa bu iki rafa sığamayacak kadar uzun! Raf yüksekliği belli, o kutunun orada olması gerektiği belli, e peki kutu neden bu kadar uzun?

Ufak ayrıntılar can yakar. Özellikle de iletişim projesi hazırlıyorsanız, yoldan geçebilecek salyangozu bile düşünmeniz lazım..

Water kisses

Yağmurda gerçekten ıslanmak istediniz mi hiç? Gerçekten buna ihtiyacınız olduğunu hissettiniz mi? Peki ya sadece bir duş alıp kendinize gelmeyi..

Damla damla damla sorunlarınızı akıttığınızı hissettiniz mi? Bin yıllardır tedavi amaçlı kullanılan suyun içinizi de temizleyip aktığını iliklerinize kadar hissettiniz mi?

Şarkı diyor ki;

I send you water kisses
To bathe your body and soul

I love you cat!

Jamie: I love you.
Maggie: What?
Jamie: I’ve never said ‘I love you’.
Maggie: You never said ‘I love you’?
Jamie: No.
Maggie: You never said it to your parents?
Jamie: …no..
Maggie: You never said it to your brother?
Jamie: Ugh…
Maggie: Oh Jesus, you’re more fucked up than I am… Umm… I once said it to a cat…

A cat? Of course a cat! You should definitely say “I love you” to a cat! Who the f*ckin one that deserve this more than a cat?

Love a cat

Alıntı: Love and other drugs

Tanrı aslında sever hepimizi

Kaçarı yok, her kötü şey başımıza gelecek.. Umarım ki gelir hatta. Ancak böyle bir şeyleri “gerçekten” anlayabiliyoruz çünkü.. O hisleri yaşamamız gerekir en derinlerine kadar.

Acıysa acı, sevgiyse sevgi, nefretse nefret, aşksa aşk.. Acının bile güzel olduğunu, size bir şeyler kattığını, içinizde bastırmaktan daha güzel olduğunu gördüğünüz an her şey daha iyi olacak.

Geçecek. Hepsi geçecek. Hepimiz çok daha güzel günlere uyanacağız. Ama şu an bunları yaşamanız lazım. Her şeye rağmen. Her zaman. Hep!

İstanbul kafasında bir kadın

Hayat kadına her yerde zor.. Ama söz konusu İstanbul olunca daha bir zor. Güvenli sandığınız yerde bile öyle şeyler görüp yaşıyorsun ki sağ gösterip sol vuruyor sana..

Yine de İstanbul’da hayatta kalabilen bir kadın, hayatta her şeye göğüs gerebiliyor. Gün gelir de tökezlese bile, dibe vursa bile nasıl kalkması gerektiğini öğreniyor, nasıl çabalaması gerektiğini, nasıl tekrar sevmesi gerektiğini..

Ağlarken gülebilmeyi, zordayken dik durabilmeyi, hep kaybetsen de tekrardan sevmeyi öğretiyor İstanbul..

Ağlamak mı ağlamamak mı?

Bir psikolog olarak insanların kendilerini açıkça ifade etmesi, içinde tutmaması üzerine telkinler veriyorum. Çok klasik gibi gözükse de aslında karmaşık dediğimiz bu insan denen varlık çok basit temellere oturuyor.

Dışavurulmayan her bir parça içeride kartopu etkisiyle büyür ve sadece size değil çevrenizdekilere, hatta ilerideki nesillere bile zarar verir. Günümüzde birçok hastalığın psikosomatik olduğu biliniyor. Kanser hastalığında bile ilaç tedavisinin yanı sıra özellikle kişinin psikolojik durumunu destekleyecek etkinliklere ve çalışmalara önem verilmesi boşuna değil.

En net duygu dışavurumu da göz yaşları ile oluyor maalesef. Kimilerine göre zayıflık olarak kabul edilen bu göz  yaşlarının dışarıya akması çok daha sağlıklı bir durum aslında. Bilimsellikten uzak ama betimlenerek daha iyi anlaşılabilecek bir tanımlama yapmak gerekirse, dışarı akıtamadığınız her göz yaşını içinize akıttığınızı varsayabilirsiniz. Ve içinize akan göz yaşlarının da orada bir yerleri kireçlendirdiğini, taşlaştırdığını düşünebilirsiniz.

Sert ve duygusuz gözüken çoğu insanın geçmişine bakıldığında çevresel ya da içsel sebeplerle dışa vurulamamış bazı durumların bastırılması ve bu baskının devame debilmesi için bu tavrı seçtikleri görülebiliyor.

Etrafınızda ağlayan birileri varsa bunu onların zayıflığına değil gücüne verin. Asıl zayıflık bastırmaktır. Karşınızda biri ağlarken siz hiçbir şey yapmadan durabiliyorsanız, sadece yanında durulmasına ihtiyacı varken bir de siz yoruyorsanız, zaten o kişinin etrafında daha fazla durmayın. Siz ağlarken karşınızdaki böyle davranırsa onu hayatınızdan çıkarmakta tereddüt bile etmeyin.

Tear

Görsel: Khalid AlHaqqan