Sonuna kadar direniyoruz!

Uyuyan arkadaşlarımıza gaz sıkıldı, çadırları yakıldı. Biz de gittik oturduk sabaha kadar Gezi’de. Bir tarafımda LGBT, bir tarafım Anti Kapitalist Müslümanlar, bir yanda CHP bir yanda BDP, az ötede Okan Bayülgen, biraz ileride müzik yapıp dans eden insanlar, etrafta çöp poşetleriyle dolaşıp geri dönüşüm için camla diğer çöpleri ayırıp toplayanlar, bir yanda acıkanlara çantasındakileri verenler ve hiç tanımadığı halde yan yana yatıp uyuyanlar..

Biz yatmış gökyüzünü izlerken saat 5’te üzerimize gaz bombası atanlar onlar, camiilerin bahçelerine gaz bombası atarak namaz kılanları rahatsız eden onlar, cemevlerinin içine gaz bombası atan onlar, geçtikleri yerlerdeki camları kıranlar onlar, fişeklerle Gmüşsuyu parkında ağaç yakan ama TOMA’larıyla söndürmeyen onlar, savaşta bile dokunulmazlığı olan sağlık ekiplerine şiddet gösterenler onlar, kapıları kırıp evleri basan, camları kırıp içine gaz bombası atan onlar.

Hiç sokağa çıkmadığı halde evinde gazdan etkilenip düşük yapanlar bizden, gözleri plastik mermilerle oyulanlar bizden, kafa tramvasıyla yoğun bakımda yatanlar bizden, dikiş atılacak vakit olmadığından skin stampler ile yarıkları zımbalanırken uyuşturucu verilmediğinden dişini sıkıp ses çıkarmayan, sonrasından eylemlere dönenler bizden..

Bi dayanıyoruz. Biz ağaç peşinde değiliz. Biz yıllardır küçümsenmenin, aşağılanmanın, yok sayılmanın karşısındayız. Biz “İstersek yaparız” zihniyetinin karşısındayız! Biz diktatörlüğün karşısındayız!

“Biz” kelimesini bir grubu anlatmak için değil, hakkını savunabilen herkes için kullanıyoruz! Geleceğini, çocuklarını, hayatını düşünenler için kullanıyoruz. Türk, Kürt, Laz, Boşnak, Sünni, Alevi, Hıristiyan, Yahudi, CHP, BDP, MHP, TKP, Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray, Bursaspor, Karşıyaka, Göztepe.. ayırt etmeksizin omuz omuzayız!

“Oku!” dendi okuduk öğrendik. “Korkma!” dendi korkmadan savunuyoruz. “Komşuna zarar verme” dendi birbirimizi koruyoruz, yardım ediyoruz. “Yalandan uzak dur” dendi doğruları açık açık söylüyoruz!

Biz, haklarını savunmak isteyen gerçek direnişçiler olarak, çevreye zarar vermeden, koruyarak ve şiddet göstermeyerek direnişimize devam ediyoruz. Provakatörleri durdurmaya çalışıyoruz, zarar vermeye çalışanı engelliyoruz. Medyanın ve hükümetin yanlış yönlendirilmelerine kanmadan sadece bizi dinlemenizi istiyoruz.

Özgürlüğüne sahip çıkanlara öneriler!

Taksim Gezi parkı için günlerdir direniş sürüyorker polis de iyice sınırları aşmaya başladı. Sabaha karşı yapılan baskından sonra Taksim bir savaş alanına döndü ve hala da karşılıklı eylemler devam ediyor. Sadece İstanbul’da değil Türkiye’nin birçok şehrinde, hatta Amsterdam’da bile destek toplantıları yapılacakken Gezi’ye geleceklere bir kaç öneride bulunalım da direnişimiz en sağlam şekilde devam etsin:

* Mümkün mertebede internetinizi kapatın, şarj edicek yer bulmak imkansız gibi, malum akıllı dediğimiz telefonların şarjı çabuk bitiyor, en azından 3G’yi kapatın. Durumla ilgili Tweet atmak, fotoğraf ve video paylaşmak için hazırda dursunlar elbette.
* Marmara, Divan ve Inercontinental kaılarını açtı, içerideki prizleri kullanabilirsiniz.
* İkiye kesilmiş limonlarınız mutlaka hazırda olsun. Gazın etkisini almadan göz çevresi ve ağız-burun civarına sürerek gözenekleri bir nebze de olsa kapatın. Gazın etkisini çok hızlı azaltabildiğinden sonrasında bolca sürün, gözlerin içine sürmeden.
* Artık limon işe yaramıyor. Talcit/Renue ile suyu aynı oranda karıştırırsanız normal gaza, suyu değdirmeden sadece sirke kullanarak da yoğunlaştırılmış gaza karşı koyabilirsiniz. Bir kaç dakika yanmaya devam edip geçiyor.
* Gaz maskesi pahalı, toz maskeleri de işe yarıyor, bir kaç kat ameliyathane maskesi de olur, en olmadı yün atkı, eşarp vb yanınızda ve her an takılabilecek gibi olsun.
* Gözler için dalış maskeleri (Buğulanmasın diye içini tükürükle silip temiz suyla durulayın ve hiç dokunmadan takın, iğrenç bir şey değil!), en olmadı 2-3 liraya havuz gözlüğü de işe yarar.
* Havuz gözlüğü daha iyi ve pratik oluyormuş. İçini yine tükürüklerseniz buğulanmaz.
* Üzerinizdekiler rahat olsun. Gece serin olabiliyor ama gündüz çok sıcak. Koşmaya uygun ayakkabı olsun. Özellikle kadınlar el çantası vb değil elleri serbest bıraktıracak sırt çantası kullansalar iyi olur. Yandan asılan çantalar da koşarken bacağa çarparak rahatsızlık verebilir.
* Vücudunuzda açık yer kalmasın, yoğunlaştırılmış gaz çok kötü yakıyor. Bol ve her yerinizi kapatsın kıyafetiniz.
* Yanınıza çok fazla eşya almayın, taşıması kolay olsun. Otururken de çok fazla yayılmayın, ne zaman kalkıp kaçmanız gerekeceği belli olmuyor.
* Gaz bombası sıcak, ellemeyin, ayakla vurun.
* İnşaat eldiveni işe yarıyor.
* Gaz bombasından kaçınmak için bir öneri:

gaz-bombasina-karsi

* Evde gaz maskesi yapmayı düşünenlere de şöyle bir şey vereyim: http://www.instructables.com/id/DIY-Gas-Mask/?ALLSTEPS

Saydınız Mı Kaç Kişiyiz?

Hepimiz bir halüsinasyon gördük sanırım.. Aslında geçtiğimiz Pazar gününü hepimiz evlerimizde, parklarda, sinemalarda, cafelerde geçirdik.. Hiçbirimiz 25 kişiden kalabalık bir ortama girmedik. Nedense akşam eve döndüğümde ben böyle hissediyordum en azından..

Oysa bana göre dün hepimiz Taksim Meydanı’nda, Sakarya Meydanı’nda, Adalar’da, Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeydik.. Yurt dışındaki iller de dahil olarak onlarca ilde yürüyüşler yapıldı. Hepimiz İnternet’imize gelen sansüre karşı omuz omuza yürüyüp bağırdık. Bayraklarımız, pankartlarımız ellerimizde, sloganlar dillerimizde tek bir amaç uğruna sıcak güneşin altında saatlerce yürüdük.

Biz bize, İnternet üzerinde zaten sesimizi duyuruyorduk. Ama kimilerine göre “bir avuç çapulcu”yduk sadece, kimdik ki. Biz de kendimizi gösterdik, on binleri Taksim’e topladık. Ama ne oldu, görsel ve basılı yayın kuruluşları nasıl yaptılarsa bizi yine “bir avuç” gördüler. “200 kişi sadece” dediler. Ya da bazıları zaten hepten yok saydılar, ne haber bültenlerinde yer verdiler, ne gazetelerinde yayınladılar, ne de sitelerinde küçük de olsa haberimize yer verdiler.. Siz yok saysanız da dünyada yankı buldu bu eylemimiz! (mashable, CNN,  ve diğer kaynaklar)

Biz oradaydık, biz gerekirse yine orada olacağız, her türlü sansüre karşı omuz omuza savaşıcaz. Ha bu arada, kaç kişi olduğumuzu saymak isterseniz işte ufak bir foto albüm size:

Sansüre Karşı Meydanlara!

Özgür yazılıma gönül vermiş kişiler olarak, BTK’nın yeni düzenlemelerini duymamış olamazsınız değil mi? Sözde güvenli İnternet denilerek dayatılmak istenen kısıtlamaları ve sansürü protesto etmek için, sesimizi herkese duyurabilmek için, “İnternet üzerinde varlığını gösterebilen bir avuç çapulcu” olmadığımızı gösterebilmek için 15 Mayıs 2011 tarihinde hep beraber sokaklarda olacağız!

15 Mayıs 2011 Pazar saat 14.00‘da İstanbul’da, Taksim Meydanı‘nda buluşuyoruz. 22 Ağustos’ta haklarınızın ve özgürlüğünüzün elinizden alınmasını istemiyorsanız meydanlarda bizimle buluşun!

Takip etmek ve ayrıntılı bilgi almak isteyenler için:

http://www.facebook.com/event.php?eid=152334771499561

http://www.facebook.com/event.php?eid=199125650123247

http://sansuresansur.org/

http://www.sansursuzinternet.org.tr/

http://www.sansurekarsi.com/

Google gerçek zamanlı arama: http://www.google.com.tr/search?tbm=mbl&hl=tr&source=hp&biw=1366&bih=648&q=15+may%C4%B1s+2011&aq=f&aqi=&aql=&oq=

Tüm şehirlerimizdeki toplanma noktaları ve saatleri: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=23336301

 

 

Ordan Burdan Şurdan

Uzun zamandır yazamıyorum. Dersler, projeler, odanın tadilattı derken İnternet’e ya mailleri kontrol için girdim ya da hocaya ödevi atmak için.. Dünkü sunumumun ardından artık rahat ve mutluyum(en azından 3.5 hafta boyunca). Ama bu arada yazmak istediğim o kadar çok şey oldu ki.. Bazılarının yazılmasının anlamı bile kalmadı.

Örneğin 1 mayıs! Bir devrimci kızı olarak son 2 yıldır “aman gazdan az etkilensin bari” diyerek izliyordum görüntüleri . Bu sene biraz daha rahattım çünkü beraberlerinde Avrupa’dan gelen kişiler vardı, polis cesaret edemez bir şey yapmaya dedim. Hoş, polis yine de pek umursamadan onları da gaz içerisinde bıraktı ama olsun. Bu kişiler sayesinde saygıdeğer emniyet müdürümüz “makul sayı” açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Sabah erkenden kalkıp, yine babamı gözleyerek, görüntüleri izledim. Ve o an, taksim simit sarayının önünü gördüğümde, meydana doğru koşmalarını izlediğimde, o sevinç gösterilerini gördüğümde.. Yumruklar havada, işçi marşını söyleyerek, ölenlerin anılması.. Hepsini gözlerim dolu dolu izledim. Acaba dedim, olur mu acaba, tekrardan taksim olur mu acaba. O sırada aklıma yine 77 mayısının görüntüleri geldi, içimi korku kapladı. Neyse ki sağ salim her şey bitti. Umarım bu bir adım olur, umarım 1 Mayıs’ın asıl kutlaması olarak o meydanda önümüzdeki senelerde halay çeken insanları daha güzel şekillerde izleriz.

Başka.. Mesela dün otobüste bir amca ile karşılaştım. Otobüse bindiği ilk andan inene kadar olaydı. Başta kendi kendine söyleniyordu, ama uzun süre dayanamadan sağa sola laf etmeye başladı. Dayanak noktası da “İstanbullu olmak!” Yalnız amcanın şivesinden de anlaşılacağı gibi kendisi İstanbullu değildi. İstanbul’a yıllar önce gelmiş, üzerinde İstanbullu olma! baskısını yaşamış, bunu o kadar benimsemiş ki herkese laf etti. Bir gence ” Sen bana laf söyleyemezsin, sen kimsin, adam değilsin, adam olmayanı kaale bile almam” dedi. Sonra sakin yaşlı bir amcanın yanına yanaşıp sataşmalarına devam etti. Amca, Adana şivesi ile haklısın gibilerinden laflar edince, başta yaşına hürmet gösterdiği kişinin aslında “İstanbullu” olmadığını görüp bu sefer ona çıkıştı “seni kaale almam” diye. Onu sakinleştirmeye çalışan, haklısınız diyen bir kadına da “Hanımefendi ol, İstanbullu ol azıcık” dedi. İnerken de son postayı şoföre atıp “Açsana kapıyı inecek var” diye kızdı, ama şoför durağa bile girmemişti.. Umarım bir daha “İstanbullu” görmem diyerek hızlıca uzaklaştım oradan..

Daha çoook yazmak istiyorum.. Daha çok zaman yaratarak yazmaya çalışırım bundan sonra.

1 Mayıs’ta Pangaltı..

Geçen sene de haberlere çıkmıştı. Taksime gitmek isteyen CHP’liler Pangaltı’daki ilçe merkezinde buluşmuşlardı. Sonra orada da olaylar çıkmış, binanın içine gaz bombaları atılmıştı.. Bu sene de yine aynı yerde toplanıyorlar.. Ama bu sefer emniyet müdürünün bile “makul kalabalık” (‘orantısız güç’ gibi ne kadar yuvarlak bir kelime..)  diyerek izin vermek zorunda kaldı. Sebebi ise Avrupa Konseyi’nden gelecek 5 kişi. CHP’nin misafiri olarak 1 Mayıs’ı kutlamaya geliyorlarmış Pangaltı’daki ofise. Bakalım neler yaşanacak bu sene. Avrupa’nın karşısında nasıl “orantılı şiddet” kullanılacak..

Aşk ve Şiddet!

Hafta sonu gazetesinden şans eseri gördüğüm bir haber. Haberde yüzü gözükmeyen bir kadın, röportajda Karadenizli olduğu ve evden kaçıp Romalara gittiği yazıyor. İlginç bir hayat diyerek açtığı sergiyi görmeye karar verdim. Serginin başlığı “Aşk ve Şiddet”, kadınla ilgili gözüküyordu.

Baharın yüzünü göstermeye başladığı bir İstanbul gününde Taksim Yapı Kredi Sanat Merkezinin yolunu tuttum. Ücretsiz olan sergiye direk girebiliyorsunuz. Aynı zamanda biri saatlerle ilgili olmak üzere 2 sergi daha var, ilginizi çekerse onları da dolaşabilirsiniz. Ama şimdi asıl konumuza dönelim.

Girer girmez karşınızda bir duvar, üzerinde bir hoca resmi var. Önünde de bir maket yapılmış, çarşaflar içerisinde minicik bir kız çocuğu. Önünde masum bir çocuk kitabı, 1. sınıf kitabı olmalı. Çocuğun bütün masumluğuna rağmen yanında bir kırbaç. Arkadaki kırmızı fon sizi gererken hocanın sert bakışları da sizi delip geçiyor neredeyse. O masum küçük çocuğun içinde bulunduğu sıkıntılı şartları içinizde hissediyorsunuz. Sıkıntı veriyor. Buradan uzaklaşmalıyım diyerek diğer esere geçiyorsunuz. Ama geçtiğinize bin pişman oluyor. Çünkü sıradaki, dev bir vajina resmi. Bacaklarını açarak uzanmış bir kadın. Ve vajinanın etrafında kan. Sizi resmen bir adım geriye atan bir görüntü. Gazetedeki röportajında bu fotoğrafta, bekarete verilen saçma önem, reglin aşağılanması ve utandırılması, kadının ezilmesi konularına tepki olarak yaptığından bahsediyor. Sonra üst kata çıkıyorsunuz. Karşınıza bir masa çıkıyor, bir yemek masası, masanın başında da ellerini başının arasına almış bir kadın, ama iskelet olarak. Masanın üzerinde bir yılan dolaşıyor, silah var, bıçaklar var. Yaşana bütün şiddet ve kadının çektiği acı görülebiliyor.

Kesinlikle gidilip görülesi bir sergi bence. Sergilenenlerin sadece şöyle bir bakılıp geçilmesi değil, durup düşünerek çıkarsamalarda bulunulması gerekiyor.

27 Mart 2009 Cuma – 03 Mayıs 2009 Pazar
Şükran Moral – Aşk ve Şiddet

Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi, çağdaş sanatçı Şükran Moral’ın yeni kişisel sergisi “Aşk ve Şiddet”e ev sahipliği yapıyor. 27 Mart – 3 Mayıs 2009 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek sergide, aile içi ve kadına yönelik şiddet üzerine bir performans/enstalasyon yer alıyor. Sanatçının açılış günü bir kez gerçekleştireceği performansın videosu sergi boyunca izlenebilecek.

Sergide kadına şiddet konusu bir kız çocuğunun hikayesi üzerinden ele alınıyor. Performansta kız çocuğunun dönem dönem yaşadığı şiddet anlatılırken enstalasyonda aile içi şiddet konusu işleniyor. Dünyanın her yerinde görülen, şiddet ve aşkın içiçe geçtiği, hastalıklı ruh halinden bir kesit sunuluyor.

Şükran Moral kimdir?
Terme doğumlu Şükran Moral, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nden ve Roma Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nden mezun oldu. İstanbul’da ve Roma’da yaşıyor ve çalışıyor.