8 Mart’ta erkek istiyoruz!

8 Mart’ta hediye, çiçek, kutlama vb beklemiyoruz. Karşımızda “erkek” görmek istiyoruz. Kendini üstün “gördüğü” için kadını küçümseyen, şiddet gösteren, ego tatmini sağlamaya çalışan, zoru gördüğünde kaçan insancıkları değil..

Bence çok şey istemiyoruz.

Sadece dürüst bakabilen, egolarını tatmin için mantığını kapatmayan, karşısındakini de bir insan olarak görebilen gerçek “erkek” istiyoruz.

Ama nerdee…

Kadınlar Günü

İstanbul kafasında bir kadın

Hayat kadına her yerde zor.. Ama söz konusu İstanbul olunca daha bir zor. Güvenli sandığınız yerde bile öyle şeyler görüp yaşıyorsun ki sağ gösterip sol vuruyor sana..

Yine de İstanbul’da hayatta kalabilen bir kadın, hayatta her şeye göğüs gerebiliyor. Gün gelir de tökezlese bile, dibe vursa bile nasıl kalkması gerektiğini öğreniyor, nasıl çabalaması gerektiğini, nasıl tekrar sevmesi gerektiğini..

Ağlarken gülebilmeyi, zordayken dik durabilmeyi, hep kaybetsen de tekrardan sevmeyi öğretiyor İstanbul..

Her kadının arkasında..

Klasikleşmiş laflardan biridir “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.”. Bana sorarsanız doğru bir laftır da. Arkasında bir kadın olmadan kariyerinde yükselen erkekler yok mudur? Elbet vardır, ama hayatı düzenli değilse, akşamları “ev” yerine “yuva”sına gitmiyorsa, zor anlarında oyun konsolu ya da biraya sarılıyorsa, bu benim için başarı değildir.

Doğru mudur bilmem ama çok hoşuma giden bir hikaye okudum geçen gün. Başkan seçilmesinden beri sıradan hayatı özleyen Obama çifti sıradan bir restoranda yemek yemeye karar vermişler. Gizli servis her tarafı boşaltmış, güvenlik sağlanmış ve Obama çifti yemeklerini yemeğe başlamışlar. Restoranın sahibi Bayan Obama ile baş başa görüşmek istediğini iletmiş ve teklifi kabul edilip görüşmüşler. Masaya geri döndüğünde Başkan eşine ne konuştuklarını sormuş.

Restoranın sahibi Michelle Obama’nın eski sevgilisiymiş. Barack Obama eşine dönüp “Eğer onunla evlenseydin şimdi bu güzel restoranın sahibi olacaktın.” demiş. Eşi cevap vermiş: “Eğer onunla evlenseydim, şu anda Amerikan Başkanı o olacaktı.”.

Daha Fazlasını Oku

Ufacıktım Tefeciktim..

Kısa boylu oluşum mu, minyon duruşum mu yoksa başka sebeplerden midir bilmem ama olduğumdan küçük gözükürüm. Hem de öyle böyle değil. 18 yaşıma girdiğim yıl kadının biri bana 13 yaşında mısın diye sormuştu, kalanını siz düşünün.. Genelde benim somurtuk ifademden sonra “Aa ne güzel işte, yaşlandığında genç gözükeceksin” diyorlar.

Tamam, yaşlandığımda daha genç gözükebilecek olabilirim, ama ya şu anda? Olduğundan küçük gözükmem kimseye inandırıcı gelmememe sebep oluyor. Bir şey dediğim zaman insanlar küçük görüp kaale bile almıyorlar.

Bu işi yapacağım diyorum, sen kim yapmak kim diyorlar. Yapınca da hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar zaten. Kimseye, bir şeyleri başarabileceğime, bilebileceğime, yeteneğim olduğuna inandıramıyorum.

Bugün eve eşya getirdiler monte etmek için. Annem de babam da yoktu. Adamın gelir gelmez ilk tepkisi “Bu dolap buraya sığmaz” oldu. Başta 5 dakika adamla bunu tartıştım. Kendi ellerimle ölçtüğümü, sığdığını anlatamadım. En sonunda kendi ölçtü de inandı. Bir süre sonra diğer adam “Bu yükseklik buna az, bu sığmaz buraya” dedi. Başladık bir de onunla tartışmaya. Onu hallettikten sonra bu sefer de başladılar “bu parke bunun sallanmasına neden olacak”.. Ne dediysem ne yaptıysam inandıramadım. Ve benim dediğim gibi hiç sallanmadı ama adam giderken bile “O sallanacak bak” demeyi ihmal etmedi.

Buradaki sorun biraz da benim erkek olmamamla alakalı olabilir aslında. Sonuçta tamir işleri erkek işleri olarak görüldüğünden adam suratıma bile bakmamış olabilir. Ama ne olursa olsun karşısında inandırıcı bir pozisyona yükselemedim.

Aslında daha aileme bile inandırıcı gelemiyorken başkasına nasıl gelebilirim bilemiyorum.. Çok da merak ediyorum, benim gibi olduğundan genç gözüken insanlar illa yaşından büyük işler yaparak mı kendilerini gösterebiliyorlar?

KDV indirimi !

Kriz var mı yok mu, teğet mi geçti yoksa geçirdi mi, bunlar nedense hala tartışılır. Açık olan bir tek konu var: O da krizin parası olana yaradığı. Bakıyorlar sağa sola, milleti alışveriş yaparken görüyorlar, diyorlar ki kriz yok. Ama bakmıyorlar ki alışveriş yapanlar kim, ne alıyorlar.

Bir kere alışveriş yapanlara bakalım. Orta üst sınıf yapıyor alışverişleri, burası açık. Üst sınıf insanı zaten oldum olası rahat alışveriş yapabiliyordu. Kriz var yok onları zaten etkilemiyor ki. İstediklerini istedikleri zaman alıyorlar onlar zaten. Alt sınıflar oldum olası alamazlardı, artık hiç alamıyorlar. Krizi vuran kısım da onlar zaten. Eskiden lüksleri yoktu, bir yemeklerini alıyorlardı, artık onu bile zor alıyorlar. Orta sınıf en çok beli bükülen oldu herhalde. Psikolojik olarak bir statüleri vardı. Az çok lüksleri vardı, alım güçleri vardı, krediyle mrediyle alıyorlardı istediklerini. Ama şimdi alım güçleri bir anda düşünce bütün lüksten mahrum kaldılar. Attan inip eşeğe bindiler sanki. Ellerinde olanları da kaybettiler bu arada. Orta üst sınıf ise ellerinde belli gelirleriyle aynen kaldılar. Onlar da kayıp vermeliydi ama vermediler, neden, kriz onlar için geçerli olmadı çünkü.

Kriz dediler, alım düştü dediler, verdiler indirimi. Parası olana yaradı bu da. Araba alacak gücü yoktu, geldi indirim, 2 tane aldı. Ev alamazdı, fiyatlar düştü, 3 tane aldı. Elektroniği en lüksünden değildi, geldi indirim, tüm evi elektronikleştirdi. Bu kadar indirim bana sana değil ki, parası olana tabiî ki. Adamlar bin beş yüz liraya tüm beyaz eşya takımını veriyorlar. O indirime ihtiyacı olan adamın zaten cebi o kadar para görmemiş ki..

En son gelen indirim de KDV’ye olan, %18’den %8’e olan indirim. Bilgisayarı da kapsadı üstelik. Bugün yürürlüğe girerek 3 ay boyunca geçerli olacak. Bu fırsatı kaçırmadan 3 ay yemeyin içmeyin, gidin kendinize son model bir bilgisayar/laptop alın bence…

Mahmur İstanbul

Dün otobüsteydim. Avrupa yakasından Anadolu’ya geçmek için. Uyanalı daha 1 saat bile olmamıştı. Soğuk havada sıcak otobüse oturmuş, kulağımda Amy Winehouse, pencereden boğazı izliyorum. Birden fark ediyorum onun da benim gibi mahmur olduğunu.

Daha uyanmamış o da belli.. Boğazdaki vapurlar, havadaki martılar, arabalar, sokak lambaları bile daha uyanmamış.. Arkadaşıma söylüyorum bunu, “Kendini şehre yansıtmışsın sen, gayet de uyanık işte” deyip gülüyor. Hayır diyorum uyanmamış işte, hala mahmur..

Birden yağmur başlıyor. ahmak ıslatan ile sağanak arası ilginç bir şey. İşte diyorum, yüzünü yıkıyor. O da mahmur hala.. Yağmur uzun sürmüyor, yüz yıkama süresi kadar ancak..

Ve sonra, evet oluyor, uyanıyor işte. Etraf parlamaya, enerji dolmaya başlıyor. Martılar ayrı bir güzellikte uçuyor, vapurlar kendilerine geliyorlar, arabalar uyanıyor, sokak lambaları.. Hatta kediler.. İşte İstanbul şimdi uyandı diyorum..

Kendimi otobüsten, onun kollarına bırakıyorum mis gibi havasını içime çekerek..