Kategori: Blog

Ne yaşıyorsam kendime yaşıyorum..

  • Açık Öğretim Saçmalığı!

    Böyle bir sistemle mezun olduktan sonra hakikaten de açık öğretimi küçümseyenlere haklısınız diyebileceğim sanırım. Bu kadar saçma bir sınav mantığı ile öğrenci mi mezun edilir!

    Hafta sonum( ve öncesindeki 3 haftam) sınav stresi ile mahvoldu. Kendi öğrenciliğimden alışmışım ya, her şeyi bilerek girmelisin çünkü bilgini anlayıp anlamadığını ölçen yorum soruları çoktur. ( ders olunca da bırakın ayrıntılı öğrenmeyi, konuları bitirmek bile çok zor.

    Elimden geleni yaptım, çalıştım, sonra da koştura koştura sınava gittim. Cumartesi sınava biraz geç kaldım( Sebep olan arkadaşa buradan öpücükler gönderiyorum). Neyse deyip oturdum, üzerimi çıkartırken soruları okumaya başladım. Ve ilk dumuru o noktada yaşadım: Kitabın en ayrıntı bilgisini ezber olarak sormuştu! Nasıl yaa diyerek diğer sorulara geçtim. Gerçekten de tamamen ezbere dayanan sorularla doluydu sınav da. Öğrenci öğrenmiş mi diye değil de bakalım ne kadar ezberleyebiliyor üzerine kurulmuş bir sınav sistemi yani.

    İki sınavdan da 1 saat içinde çıktım. Ki o süre de sadece soruların okunma süresiydi. Her hangi bir şeyi düşünmeme gerek yoktu çünkü ya biliyordum, ya da bilmiyordum ve sallamak zorundaydım. Oku-işaretle hızı ile sınavı yaptım ve çıktım. Erken çıkanlara “bilmiyorlar da çıkıyorlar” diyen teyzelere mucuk gönderiyorum, çünkü asıl geç çıkanlar bilmiyor da sallamak için uğraşıyorlar. Deli gibi çalışmamın sayesinde cevapladım tık tık ve çıktım sınavdan. Ama hala şokunu atlatabilmiş değilim. Gördüğüm en mantıklı soru, iktisattaki işlem yapma sorusuydu, o da olsun artık değil mi?

    Giderken ve orada beklerken insanların elinde bir kitap gördüm, herkesin elinde aynı minik mavi kitap. Sonra öğrendim ki sadece sorulara bakılarak bile sınav geçilebiliyormuş. Ya murat yayınlarının sorularına şöyle bir göz atmanız lazımmış ya da o minik kitabı almanız. Sadece murat yayınları ile 3. sınıfa geçen insanlar varmış.

    Bu sistem içerisinde mümkünse mezun olmak istemiyorum!

  • Aşk ve Şiddet!

    Hafta sonu gazetesinden şans eseri gördüğüm bir haber. Haberde yüzü gözükmeyen bir kadın, röportajda Karadenizli olduğu ve evden kaçıp Romalara gittiği yazıyor. İlginç bir hayat diyerek açtığı sergiyi görmeye karar verdim. Serginin başlığı “Aşk ve Şiddet”, kadınla ilgili gözüküyordu.

    Baharın yüzünü göstermeye başladığı bir İstanbul gününde Taksim Yapı Kredi Sanat Merkezinin yolunu tuttum. Ücretsiz olan sergiye direk girebiliyorsunuz. Aynı zamanda biri saatlerle ilgili olmak üzere 2 sergi daha var, ilginizi çekerse onları da dolaşabilirsiniz. Ama şimdi asıl konumuza dönelim.

    Girer girmez karşınızda bir duvar, üzerinde bir hoca resmi var. Önünde de bir maket yapılmış, çarşaflar içerisinde minicik bir kız çocuğu. Önünde masum bir çocuk kitabı, 1. sınıf kitabı olmalı. Çocuğun bütün masumluğuna rağmen yanında bir kırbaç. Arkadaki kırmızı fon sizi gererken hocanın sert bakışları da sizi delip geçiyor neredeyse. O masum küçük çocuğun içinde bulunduğu sıkıntılı şartları içinizde hissediyorsunuz. Sıkıntı veriyor. Buradan uzaklaşmalıyım diyerek diğer esere geçiyorsunuz. Ama geçtiğinize bin pişman oluyor. Çünkü sıradaki, dev bir vajina resmi. Bacaklarını açarak uzanmış bir kadın. Ve vajinanın etrafında kan. Sizi resmen bir adım geriye atan bir görüntü. Gazetedeki röportajında bu fotoğrafta, bekarete verilen saçma önem, reglin aşağılanması ve utandırılması, kadının ezilmesi konularına tepki olarak yaptığından bahsediyor. Sonra üst kata çıkıyorsunuz. Karşınıza bir masa çıkıyor, bir yemek masası, masanın başında da ellerini başının arasına almış bir kadın, ama iskelet olarak. Masanın üzerinde bir yılan dolaşıyor, silah var, bıçaklar var. Yaşana bütün şiddet ve kadının çektiği acı görülebiliyor.

    Kesinlikle gidilip görülesi bir sergi bence. Sergilenenlerin sadece şöyle bir bakılıp geçilmesi değil, durup düşünerek çıkarsamalarda bulunulması gerekiyor.

    27 Mart 2009 Cuma – 03 Mayıs 2009 Pazar
    Şükran Moral – Aşk ve Şiddet

    Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi, çağdaş sanatçı Şükran Moral’ın yeni kişisel sergisi “Aşk ve Şiddet”e ev sahipliği yapıyor. 27 Mart – 3 Mayıs 2009 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek sergide, aile içi ve kadına yönelik şiddet üzerine bir performans/enstalasyon yer alıyor. Sanatçının açılış günü bir kez gerçekleştireceği performansın videosu sergi boyunca izlenebilecek.

    Sergide kadına şiddet konusu bir kız çocuğunun hikayesi üzerinden ele alınıyor. Performansta kız çocuğunun dönem dönem yaşadığı şiddet anlatılırken enstalasyonda aile içi şiddet konusu işleniyor. Dünyanın her yerinde görülen, şiddet ve aşkın içiçe geçtiği, hastalıklı ruh halinden bir kesit sunuluyor.

    Şükran Moral kimdir?
    Terme doğumlu Şükran Moral, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nden ve Roma Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nden mezun oldu. İstanbul’da ve Roma’da yaşıyor ve çalışıyor.

  • Açıköğretim Sınavları..


    Deli miyim neyim bilmem, ne dürttü onu da bilmiyorum, ama okulun en zor olan son senesinde kendimi bir de açıköğretim stresi içine attım! Bir diploma neyime yetmediyse artık..

    Olay aslında şöyle. Üniversiteye girdiğim ilk sene şans eseri duydum ki, bir üniversitede okurken başka bir sınava girmeden açıköğretimden istediğin bölümü okuyabiliyormuşsun. Buna da “İkinci Üniversite” diyorlarmış. 2. sene başlarım o zaman dedim. 2. yıl çok geç aklıma geldiğinden tarihi kaçırdığımı fark ettim. 3. sene ise sadece 1 gün ile başvuruyu kaçırdım. Ama son sene inat ettim, 1 yıl önceden ajandama kaydettim. Ve en sonunda son senemde amacıma ulaşıp, 2. üniversiteye başladım.

    Normalde psikoloji okuyorum. Ama son zamanlarda psikolojiden soğuduğumu, daha doğrusu yıllardır istediğim klinik psikolojinin hiç de sandığım gibi bir şey olmadığını fark ettim. Bu fark ediş, yeni arayışlara soktu beni. Bu sebepten de 2. üniversite olarak Halkla İlişkiler’i seçtim. Sanırım kariyerim de bu tarafa doğru kayıyor şu anda.

    Bu kadar özel bilgiden sonra asıl can alıcı nokta ise açıköğretim sisteminin beni nasıl vurduğu. Sınavları 2 gün içinde yapıp bitiriyorlar. Mesela şu anda 8 ders alıyorum, cumartesi 1, pazar 1 olmak üzere toplam 2 oturumda 8 sınav olacağım anlamına geliyor bu. Ömrü hayatınca ders çalışmamış, dersi derste dinleyip başarmış biri olarak oturup saatlerce kitap okumak beni tek kelime ile öldürdü. Bu seneki vizeler 4-5 nisan 2009 tarihinde yapılacak. Yani yarın ilk sınavıma giricem. Fakat 2 gün önce ders çalışma dümemin tamamen kapandığını hissettim. Son iki gündür çalışmayı bırakın, kitap kapağını dahi açamıyorum. Zaten 2 dersi de hiç başlamadan yok saydım.

    Açıköğretim’i kolay sayıp küçümseyenlere sesleniyorum: Ben bunca şey yaptım, bu kadar zor bir çalışma şekli görmedim. Bundan sonra birini açıköğretim okudu diye küçümseyen olursa karşısında direk beni bulur!

    PS: Eğer ölmez de sağ kalırsam pazartesi günü sınavlarla ilgili de yazıcam..

  • Wanted!

    İş arıyorum. Hem de ciddi ciddi iş arıyorum. Öğrenci halimle bu kriz beni teğet geçemedi maalesef. Dalış paramı çıkarmayı bırak, yemek paramı çıkartamıyorum artık. Kredi kartımın bir avuç olan limiti de hemen doluyor üstelik. Bu durumda iki seçenek var: Ya zengin bir koca veya sevgili bulacağım, ya da iş. Şimdilik ikincisini tercih ediyorum. Zorda kalırsam birinciye de dönebilirim ama.. Hemen gerekli bilgileri veriyorum o zaman:

    Bir kere gencim, daha 22 yaşının ilk günlerini geçiriyorum, yani enerji doluyum. Dişi insan özellikleri taşıyorum, öyle çok ağır erkek işleri ile uğraşamam yani. Psikoloji son sınıf öğrencisiyim. Aynı zamanda açık öğretimden Halkla İlişkiler okumaktayım. okumuş insanım yani, hem de psikoloji, insan ilişkileri yani. Lazım olursa B sınıfı ehliyetim bile var(Hiç ceza almamış, bayandan temiz ehliyet)

    Daha önce bir ajansta stand hostesliği yaptım, bu konuda deneyimliyim, ve güzel olduğumun da kanıtı bu sanırım(çok güzel olmasam da eli yüzü düzgünüm en azından, gelmeyin üstüme). Yabancı dil tercihimi ingilizceden yana kullanırım, ama isteyene türk işaret dili de bilirim yani. Bilgisayardan, Office’den anlarım, faks çekemem ama, ömrü hayatımda görmüşlüğüm de yoktur zaten.

    Tüplü dalış yaparım, yelken yaparım, canım sıkılırsa sinemaya falan giderim.Okulda NODO( Madde bağımlılığını engelleme kulübü)(Üye, sayman) ve BilgiSAT(Su altı topluluğu)(Başkan Yardımcısı) kulüplerinde aktif görev alıyorum. Her aya bir turu organize etmek ve organizasyon sorunları ile başa çıkmak gibi tecrübelerim de var yani.

    Ne iş olsa yaparım abi demiyorum, ama yapabilirliğim de var. Yalnız, okuduğum için ya hafta sonu ya da freelance çalışırım. Yine stand hostesliği, promosyon veya el ilanı dağıtımı gibi işler yapabilirim. Evden veya başka bir yerden freelance olarak yapılabilecek veri girişi gibi bilgisayar üzerinden işler de yapabilirim. Psikoloji, Halkla İlişkiler ve İK alanlarından da her türlü çalışma ve staja açığım.

    Bilgilerinize arz ederim, mucx