Yazar: Gizem B

  • Kötü Alışkanlıklar

    İnternet’te milyonlarca site var. Bunlardan bazıları güzel eğlenceli, bazıları kötü alışkanlıklar kazandırabilen siteler. Ama benim gibi 10 yaşındaki ve altındaki yaşlardaki çocuklarda benim dediğim gibi güzel ve eğlenceli sitelere girmeli. Mesela www.komikler.com sitesindeki komik oyun,komik resim,komik TV,komik gazete,komik cep,komik blog ve komik forum adında ki başlıklar altında güzel yaşımıza uygun bir sürü oyun resim video var. Bunların arasında belki yaşımıza uygun olmayanlarda var, ama bunların çoğunda da yaş sınırı var ve biz bu yaş sınırı sayfası gelince o oyunu oynamamamız gerektiğini demek istiyor.

    Yani www.komikler.com sitesi bizim yaşımız için uygun,ama bende size yaşımıza uymayan site de söyleyemem, çünkü böyle yaşımıza uymayan siteye girersem direk kapatıyorum.

    Bunun sonucunda İnternet’te iyi site de var kötü alışkanlıklar verebilecek siteler de var. Sizce de İnternet’e gireceksen dikkatli olmamız gerekmez mi?

    Evet, hep İnternet’ten söz ettik. Şimdi de birazda günlük hayattan bahsedelim. Mahallelerden başlayalım. Mahalleler, en çok kötü alışkanlık edinilen yerdir. Kötü alışkanlıklar, ya görerek ya da duyarak başlar. Daha demin de dediğim gibi bir kere kötü alışkanlıklara başlayınca gerisi İnternet’te devam eder. Bunun için kötü alışkanlıklar edinmemek için önce arkadaşını dikkatli seçmelisin, sonra kötü alışkanlıkların yapıldığı yerlerden uzak durmalısın, bunları yaparsan zaten büyüyünce de bu kötü alışkanlıkları edinemezsin ama yine de büyüyünce de kötü alışkanlıklardan uzak durmalısın. Bide kötü alışkanlıklara sahip olmamak içinde ilk önce aile terbiyesi gerekir, aile terbiyen varsa zaten kötü alışkanlık kazanman için o kötü alışkanlığı çok görüp yapman gerekir. Yani kötü alışkanlık edinmemek için o 3 özellik olmalı.

    1.Aile terbiyesi.

    2.Arkadaşlarını dikkatli seç.

    3.Kötü alışkanlığın olduğu yerden uzaklaş.

    Son olarak kendimden söz edeceğim. Ben 9 yaşında küçük bir çocuğum. Bu yazıyı yazmaya başlarken heyecanlıydım, daha önce hiç blog yazmamıştım, bu benim ilk blogum. Ama yazmaya başlayıp ilerleyince heyecan gidiyor. Gelecek yıl yine 23 Nisan da bu kampanya olursa yine yazıcam. Yazım buraya kadar, umarım beğenmişsinizdir.

    Barkın B

  • 23 Nisan’da Bu Blog Kardeşimin

    23 Nisan’lar ana oldum olası sıkıcı gelirdi. Stada çıkıp donmalar ve hasta olmalar da cabası. Sadece bir tanesini iyi hatırlarım, okulumuzda kutluyorduk, ama o gün yağmur yağıyordu ve staddaki gösteri iptal edilmiş. Okul kurucumuz Dalan da toplamış devlet erkanını staddan, bizim okula getirmişti. Yaptığımız ufak gösteri akşam haberlerinde çıkmıştı, hepimiz ünlü olmuştuk bu sayede 15 dakikalığına olsa da…

    Klasiktir zaten, büyükler, yerlerini bir küçüğe bırakır, o zavallı çocuk da önceden ona ezberlettirilmiş şeyleri söyler, ama akşam olmadan koltuktan indirilir ve o çocuk da bizim gibi 15 dakikalığına ünlü olduğuyla kalır. Sanmam ki herhangi biri ileride cvsine yazsın “başbakanın koltuğuna oturdum ben” diye.. Ama bu yıl çok güzel bir organizasyonla karşılaştım. Blog yazarları, 23 Nisan günü bloglarını bir küçüğe bırakıyorlar, o çocuk da istediğini yazıp çiziyor. Hem öyle 15 dakikalığına da kalmıyor orada, her zaman orada kalacak ve isterse o çocuk ileride cvsine ” ben küçükken bile iyi yazardım ki bana büyük ablalar/abiler bloglarından bir sayfa verdiler” diyebilir(bence..).

    velhasıl ı kelam, 23 Nisan 2009 Perşembe günü bu blogda kardeşim yazacak. Kendisi 9 yaşında, adı Barkın, ders dışı tüm zamanını bilgisayar başında geçiren biri( ki ders çalıştığı zaman da televizyon karşısında yapıyorum, bu çocuk ne olacak hiç bilmem..) Ne yazabilirim diye 1.5 saat süren bir monoloğun(dinlemeye takatim kalmadı..) ardından ne karar verdi henüz bilmiyorum ama ilginç bir şey bekliyorum, en azından benim 9 yaşındaki halimden daha ilginç..

    Kampanyayla ilgili başka bilgiler:
    Facebook grubu

  • Sonunda Özgürlük!


    Uzun zamandır hayalini kurduğum şeydi, aslında blog yazmaya başladığım andan itibaren istediğim şeydi. İstediğim zaman istediğim yerde yazı yazabilmek. Normalde aklıma gelen şeyi o anda yazamazdım, bazen başlığını veya konuyu not eder, sonradan yazmaya çalışırdım, çoğunlukla da unuturdum zaten. Ama artık istediğim her yerde, istediğim zaman, istediğim şeyi yazabileceğim. Çünkü artık bir netbook’um var:) Acer aspire one. Minik, sevimli, istediğim özellikleri karşılayan pratik bir şey. Sabahtan beri her fırsatta oturduğum yerde oturup İnternet’e bağlanma zevkini tadıyorum. Hatta yolun ortasında oturup en yakın Kahve Dünyası’nın yerine baktım. Artık daha ne isterim.
    Mutlu, mutlu, mutlu..

    PS. iş bu yazı, asıl amacım olarak her hangi bir yazısal güzellik sunmaktan uzak, sadece anlık sevincimi yansıtmaktadır. Gün gelecek güzel yazılar da yazacağımın habercisi 🙂

  • Açık Öğretim Saçmalığı!

    Böyle bir sistemle mezun olduktan sonra hakikaten de açık öğretimi küçümseyenlere haklısınız diyebileceğim sanırım. Bu kadar saçma bir sınav mantığı ile öğrenci mi mezun edilir!

    Hafta sonum( ve öncesindeki 3 haftam) sınav stresi ile mahvoldu. Kendi öğrenciliğimden alışmışım ya, her şeyi bilerek girmelisin çünkü bilgini anlayıp anlamadığını ölçen yorum soruları çoktur. ( ders olunca da bırakın ayrıntılı öğrenmeyi, konuları bitirmek bile çok zor.

    Elimden geleni yaptım, çalıştım, sonra da koştura koştura sınava gittim. Cumartesi sınava biraz geç kaldım( Sebep olan arkadaşa buradan öpücükler gönderiyorum). Neyse deyip oturdum, üzerimi çıkartırken soruları okumaya başladım. Ve ilk dumuru o noktada yaşadım: Kitabın en ayrıntı bilgisini ezber olarak sormuştu! Nasıl yaa diyerek diğer sorulara geçtim. Gerçekten de tamamen ezbere dayanan sorularla doluydu sınav da. Öğrenci öğrenmiş mi diye değil de bakalım ne kadar ezberleyebiliyor üzerine kurulmuş bir sınav sistemi yani.

    İki sınavdan da 1 saat içinde çıktım. Ki o süre de sadece soruların okunma süresiydi. Her hangi bir şeyi düşünmeme gerek yoktu çünkü ya biliyordum, ya da bilmiyordum ve sallamak zorundaydım. Oku-işaretle hızı ile sınavı yaptım ve çıktım. Erken çıkanlara “bilmiyorlar da çıkıyorlar” diyen teyzelere mucuk gönderiyorum, çünkü asıl geç çıkanlar bilmiyor da sallamak için uğraşıyorlar. Deli gibi çalışmamın sayesinde cevapladım tık tık ve çıktım sınavdan. Ama hala şokunu atlatabilmiş değilim. Gördüğüm en mantıklı soru, iktisattaki işlem yapma sorusuydu, o da olsun artık değil mi?

    Giderken ve orada beklerken insanların elinde bir kitap gördüm, herkesin elinde aynı minik mavi kitap. Sonra öğrendim ki sadece sorulara bakılarak bile sınav geçilebiliyormuş. Ya murat yayınlarının sorularına şöyle bir göz atmanız lazımmış ya da o minik kitabı almanız. Sadece murat yayınları ile 3. sınıfa geçen insanlar varmış.

    Bu sistem içerisinde mümkünse mezun olmak istemiyorum!