Ağlamak mı ağlamamak mı?

Bir psikolog olarak insanların kendilerini açıkça ifade etmesi, içinde tutmaması üzerine telkinler veriyorum. Çok klasik gibi gözükse de aslında karmaşık dediğimiz bu insan denen varlık çok basit temellere oturuyor.

Dışavurulmayan her bir parça içeride kartopu etkisiyle büyür ve sadece size değil çevrenizdekilere, hatta ilerideki nesillere bile zarar verir. Günümüzde birçok hastalığın psikosomatik olduğu biliniyor. Kanser hastalığında bile ilaç tedavisinin yanı sıra özellikle kişinin psikolojik durumunu destekleyecek etkinliklere ve çalışmalara önem verilmesi boşuna değil.

En net duygu dışavurumu da göz yaşları ile oluyor maalesef. Kimilerine göre zayıflık olarak kabul edilen bu göz  yaşlarının dışarıya akması çok daha sağlıklı bir durum aslında. Bilimsellikten uzak ama betimlenerek daha iyi anlaşılabilecek bir tanımlama yapmak gerekirse, dışarı akıtamadığınız her göz yaşını içinize akıttığınızı varsayabilirsiniz. Ve içinize akan göz yaşlarının da orada bir yerleri kireçlendirdiğini, taşlaştırdığını düşünebilirsiniz.

Sert ve duygusuz gözüken çoğu insanın geçmişine bakıldığında çevresel ya da içsel sebeplerle dışa vurulamamış bazı durumların bastırılması ve bu baskının devame debilmesi için bu tavrı seçtikleri görülebiliyor.

Etrafınızda ağlayan birileri varsa bunu onların zayıflığına değil gücüne verin. Asıl zayıflık bastırmaktır. Karşınızda biri ağlarken siz hiçbir şey yapmadan durabiliyorsanız, sadece yanında durulmasına ihtiyacı varken bir de siz yoruyorsanız, zaten o kişinin etrafında daha fazla durmayın. Siz ağlarken karşınızdaki böyle davranırsa onu hayatınızdan çıkarmakta tereddüt bile etmeyin.

Tear

Görsel: Khalid AlHaqqan

Ağlamak mı ağlamamak mı?” üzerine bir düşünce

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir