Açıköğretim Sınavları..


Deli miyim neyim bilmem, ne dürttü onu da bilmiyorum, ama okulun en zor olan son senesinde kendimi bir de açıköğretim stresi içine attım! Bir diploma neyime yetmediyse artık..

Olay aslında şöyle. Üniversiteye girdiğim ilk sene şans eseri duydum ki, bir üniversitede okurken başka bir sınava girmeden açıköğretimden istediğin bölümü okuyabiliyormuşsun. Buna da “İkinci Üniversite” diyorlarmış. 2. sene başlarım o zaman dedim. 2. yıl çok geç aklıma geldiğinden tarihi kaçırdığımı fark ettim. 3. sene ise sadece 1 gün ile başvuruyu kaçırdım. Ama son sene inat ettim, 1 yıl önceden ajandama kaydettim. Ve en sonunda son senemde amacıma ulaşıp, 2. üniversiteye başladım.

Normalde psikoloji okuyorum. Ama son zamanlarda psikolojiden soğuduğumu, daha doğrusu yıllardır istediğim klinik psikolojinin hiç de sandığım gibi bir şey olmadığını fark ettim. Bu fark ediş, yeni arayışlara soktu beni. Bu sebepten de 2. üniversite olarak Halkla İlişkiler’i seçtim. Sanırım kariyerim de bu tarafa doğru kayıyor şu anda.

Bu kadar özel bilgiden sonra asıl can alıcı nokta ise açıköğretim sisteminin beni nasıl vurduğu. Sınavları 2 gün içinde yapıp bitiriyorlar. Mesela şu anda 8 ders alıyorum, cumartesi 1, pazar 1 olmak üzere toplam 2 oturumda 8 sınav olacağım anlamına geliyor bu. Ömrü hayatınca ders çalışmamış, dersi derste dinleyip başarmış biri olarak oturup saatlerce kitap okumak beni tek kelime ile öldürdü. Bu seneki vizeler 4-5 nisan 2009 tarihinde yapılacak. Yani yarın ilk sınavıma giricem. Fakat 2 gün önce ders çalışma dümemin tamamen kapandığını hissettim. Son iki gündür çalışmayı bırakın, kitap kapağını dahi açamıyorum. Zaten 2 dersi de hiç başlamadan yok saydım.

Açıköğretim’i kolay sayıp küçümseyenlere sesleniyorum: Ben bunca şey yaptım, bu kadar zor bir çalışma şekli görmedim. Bundan sonra birini açıköğretim okudu diye küçümseyen olursa karşısında direk beni bulur!

PS: Eğer ölmez de sağ kalırsam pazartesi günü sınavlarla ilgili de yazıcam..

Yorumlar

Yorum bırakın