Dec

20

Posted by : Gizem B | On : 20/12/2011

Bir neslin çocukluğu televizyonda Bugs Bunny izleyerek geçmiştir. Kötü avcı tarafımdan avlanma tehlikesi geçiren bir tavşan. Çok sevimli bir hikaye değil mi? Sevimli bir tavşan, sakar bir avcı falan.. Bir de altına bakalım dedim:

Elimizde bir adet avcı var. Kendisi sakar. Aynı zamanda iyi niyetli, ne zaman tavşanı öldürme şansı olsa gözlerine bakıp acıyıp bırakıyor. Başka kimseye zarar verdiği de görülmemiştir. Aslında zararsız, sevimli, aile babası karakterine sahip. Ama eline silahı verip “kötü karakter” olarak gösterildi bize.

Şimdi de sıra tavşanda. Kendisi avcı tarafından öldürülmeye çalışılan zavallı bir tavşandır. Aynı zamanda yüzsüzdür, “kötü çocuk”tur. Kimseye, hiçbir şeye acımaz, her türlü zararı verir. Havuç bağımlılığı vardır. Havalıdır, mahallenin sert çocuğudur.

Peki sonuç? Şöyle bir etrafımıza bakalım.. “Eğlenilecek erkek/kadın evlenilecek erkek/kadın” ayrımını nasıl yapıyorsunuz? Ya da kızların her zaman “kötü çocuk”lardan hoşlanmasını, sonra da “Hiç mutlu olamayacak mıyım?” diye sızlanmasını…

Bize tüm çocukluğumuz boyunca “Kötü çocuklar her zaman kazanır; iyi çocuk olur ve pasif kalırsanız her zaman kaybedersiniz” mesajı verildi. Erkekler “kötü çocuk” olmaya çalıştı, kadınlar “kötü çocuk”un peşinden koştu. Sonra soruyoruz, neden herkes mutsuz?