Jan

25

Posted by : Gizem B | On : 25/01/2012

80′lerdesiniz. Herkes ispanyol paça yüksek bel pantolon üstü dar gömlek, büyük boncuklu kolyeler, büyük güneş gözlükleriyle dolaşıyor. Sepya bir ortam düşünün.

Dışarıda yağmur yağıyor ve siz mahzun bir ifadeyle camdan dışarı bakıyorsunuz. Yağmurun damlaları ufak seslerle cama vururken siz O’nu düşünüyorsunuz.

Başınızı koltuğun üstündeki kolunuza yaslamışsınız. Camın önünden siyah şemsiyeli pardösülü kadınlar geçiyor. Arkada eski bir radyo, tüm cızırtısıyla bir şarkı çalıyor.

Ve siz, O’nu düşünüyorsunuz..

Dec

20

Posted by : Gizem B | On : 20/12/2011

Bir neslin çocukluğu televizyonda Bugs Bunny izleyerek geçmiştir. Kötü avcı tarafımdan avlanma tehlikesi geçiren bir tavşan. Çok sevimli bir hikaye değil mi? Sevimli bir tavşan, sakar bir avcı falan.. Bir de altına bakalım dedim:

Elimizde bir adet avcı var. Kendisi sakar. Aynı zamanda iyi niyetli, ne zaman tavşanı öldürme şansı olsa gözlerine bakıp acıyıp bırakıyor. Başka kimseye zarar verdiği de görülmemiştir. Aslında zararsız, sevimli, aile babası karakterine sahip. Ama eline silahı verip “kötü karakter” olarak gösterildi bize.

Şimdi de sıra tavşanda. Kendisi avcı tarafından öldürülmeye çalışılan zavallı bir tavşandır. Aynı zamanda yüzsüzdür, “kötü çocuk”tur. Kimseye, hiçbir şeye acımaz, her türlü zararı verir. Havuç bağımlılığı vardır. Havalıdır, mahallenin sert çocuğudur.

Peki sonuç? Şöyle bir etrafımıza bakalım.. “Eğlenilecek erkek/kadın evlenilecek erkek/kadın” ayrımını nasıl yapıyorsunuz? Ya da kızların her zaman “kötü çocuk”lardan hoşlanmasını, sonra da “Hiç mutlu olamayacak mıyım?” diye sızlanmasını…

Bize tüm çocukluğumuz boyunca “Kötü çocuklar her zaman kazanır; iyi çocuk olur ve pasif kalırsanız her zaman kaybedersiniz” mesajı verildi. Erkekler “kötü çocuk” olmaya çalıştı, kadınlar “kötü çocuk”un peşinden koştu. Sonra soruyoruz, neden herkes mutsuz?

Oct

26

Posted by : Gizem B | On : 26/10/2011

Birkaç gündür sosyal medyada Van depremi konuşuluyor doğal olarak. Twitter ve Facebook üzerinden organize olunabileceğini ve neler yapılabileceğini çok güzel bir örnekle görmüş de olduk. Yapılan baskılarla ve çalışmalarla birçok marka ve şirket Van’a destek gönderdi.

Bu güzel kampanyaların arasında bir tanesi ise düne damgasını vurdu. Onur Air’ın yaptığı Facebook kampanyası, daha ilk saniyesinde tepki çekti. Facebook’ta sayfasını beğenen her kişi için 0,5 TL yardım yapacaklarını açıklayarak “daha fazla kişinin sayfasını beğenmesini” istedi.


Böyle bir durumu fırsata çevirmeye çalışarak bir çok kişinin tepkisini çekmesi, sosyal medya stratejisi açısından değerlendirilebilir ama bu sefer dikkat çekmek istediğim farklı bir şey.

“Topluluk yönetimi”, sadece iki sosyal medya hesabını kontrol edip arada gerekli postların eklenmesi olarak görülmeye başladı. Ama aslında nasıl büyük bir güç ve dolayısıyla sorumluluğu olduğu göz ardı ediliyor. Ve bu kampanyanın ardından yapılan açıklama da “kesinlikle yapılmaması gerekenler” listesinin en başındaki maddeyi vurguluyor.

Topluluk her zaman haklıdır!

Karşılaştıkları büyük tepkiden sonra yukarıdaki görselde yer alan postu kaldırdılar ve bir açıklama eklediler. “Böyle bir çıkar hesabına girmemeliydik, haklısınız, özür dileriz” gibi bir açıklama beklerken takipçilerini “anlamamakla” suçlayan bir “trip” yazısı koydular.

Onur-Air-Facebok-Yorumlar

Çok açık bir şey var. İsterse marka sonuna kadar haklı olsun, isterse müşteri/takipçi/kullanıcı anlamadan ve saldırır şekilde konuşuyor olsun, “Müşteri her zaman haklıdır”. Karşındaki kişinin haksız olduğunu “Anlamamışsın” “Sağ duyu sahibi değilsin” gibi ithamlarla anlatamazsın, anlatmamalısın.

Karşındaki topluluk ne derse desin, isterse “sizin açınızdan” haksız da görünse bu şekilde davranılmamalı. Çünkü o topluluğun seninle olmasını istiyorsun, sana maddi/manevi bir şeyler katmasını istiyorsun. Karşındakine bu kadar kötü davranırsan en yakının bile olsa yanında durmaya devam etmez…

Oct

06

Posted by : Gizem B | On : 06/10/2011

Bunu paylaşmazsam olmaz sanırım :) . Geçtiğimiz günlerde bir internet sitesinde “Dünyanın ilk açık kaynak kolyesi” başlığını gördüm ve bir kadın olarak hemen üzerine atladım.

iNecklace adındaki bu kolye, nefes alır gibi yanıp sönen LED aydınlatmaya sahip. 18 inç uzunluğunda bir zinciri var. İşin en güzel kısmı da tasarımları, içindeki devrenin şeması ve CAD dosyalarının tamamı GitHub‘da bulunuyor. Yani 75 dolara satılan bu kolyeyi isterseniz siz de yapabilirsiniz.

Sep

22

Posted by : Gizem B | On : 22/09/2011

Bunu iletmesem çatlardım sanırım :) . Bir IKEA hayranı olarak sık sık gitmeye çalışıyorum. Bir şeyler almasam da her seferinde yeni fikirlerle dönüyorum, ya da en azından tok bir şekilde :) . Gittiğimde gördüğün (ve yaşadığım) en büyük sıkıntı, erkeklerin bu kadar gezintiden sıkılması. Ve sonunda IKEA’dan onlara müjde var!

Avustralya’daki bir IKEA mağazası, kocalar ve sevgililer için “oyun alanı” oluşturmuş. Aynı çocuklar için oluşturdukları kreş gibi erkekler için de bir alan oluşturmuşlar. Play Station’dan Pinball makinelerine, ücretsiz sosisli sandviçlerden kablolu televizyona kadar erkeklerin ilgisini çekecek birçok şey bulunuyor.

Erkekler için üzücü bir haber, bu alanda sadece yarım saat kalabiliyorsunuz (aynı çocuklar gibi). Kadınlar için eğlenceli kısmıysa erkeğinizi bırakırken size bir “buzzer” veriyorlar ve süre dolduğunda bu cihazla size ulaşıp “erkeğinizi” almanızı istiyorlar. Yoksa anons ederek de sizi çağırabiliyorlar (aynı çocuklar gibi :D ).

Daha ayrıntılı bilgi ve tanıtım videosu için buraya bakabilirsiniz. Bu alan Türkiye’ye de gelsin diyen erkeklerin oranını merak ediyorum :)

IKEA, evimizin her şeyi :)